YOU TUBE KANALINDAN YAYINIM BAŞLADI

YouTube yayınlarım başladı;
https://youtu.be/BI_KyIREs-I bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Elden geldiğince sık yayın yapacağım bir mecra olacak. Daha önceleri ayak üstü sorulan, eğitimlerde sıkça sorulan, merak edilen konuları derleyerek bu kanaldan, bu ortak soruları yanıtlayacağım. Bu yayınlar için önceden gündem oluşturmakta ve konu üzerinde çalışmaktayım.

Yayınları beğenirseniz ve ilginizi çekerse, bu durumda beğen butonuna basmanız ve abone olmanız, bu kanalın daha fazla kişiye ulaşmasına neden olacaktır, bu konuda bana çok yardımcı olacağınız.

Diğer yandan bu kanal sizlerle doğrudan bir iletişim kuracağımız bir kanal olacaktır. tüm sosyal medya üzerinden eş zamanlı olarak canlı iletişim kanallarım açık olacaktır. eleştiri ve katkılarınız duymak benim için çok önemlidir. Önemli olan, lojistik başlığı altında anılan bu konuları tartışmaya açmak ve bilgi gelişimi konusunda ortak çaba harcamaktır.

Tüm yazılar kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

ULUDAĞ İHRACATÇILAR BİRLİĞİ İLE WEBİNAR

Uludağ İhracatçılar Birliğinin Daveti İle Pandemide Depo ve Stok Yönetimi konulu bir webinar çalışması gerçekleştirdik. Son derece başarılı geçen çalışmada pandemiyi depo ve stok yönetimi açısından değerlendirdik. Webinar katılımcılarının samimi izlemeleri ve açık soruları ile sektörün yaklaşımlarını öğrenme şansımız oldu.

Tüm yazılar kategorisine gönderildi | Yorum yapın

EĞİTİM DUYURUSU

BM-I firmasında yarın Stratejik Satın Alma eğitimi vereceğim. Katılmak isteyenlere duyurulur.

Tüm yazılar kategorisine gönderildi | Yorum yapın

PANDEMİ (SALGIN) ve SONRASINDA LOJİSTİK ve STOK YÖNETİMİ ÖNGÖRÜLERİ

Hiç istenmeyen ve beklenmeyen bir şekilde 2020 yılına CORONA virüs salgını ile başladık. Önceleri ne olduğu anlaşılamadı, hatta çok sonraları anlaşıldı da denilebilir. Ne kadar tehlikeli olduğu da fark edildi. İyi ki fark edildi, yoksa istatistiklerde bir numara olan vefat edenlerin arasında olmak işten bile değildi, herkese şimdiden geçmiş olsun.

Başlangıçta salgın sırasında bazı sektörlerin yükseleceği ve bazılarının düşeceği beklemekteydi. Genel olarak sektörlerde düşüş olduğu bir gerçektir, ama yükselmesi gereken sektörler maalesef yükselemediler. Burada konu edilen sektör, sağlık ve ilaç sektörüdür. Bir veriye göre eczanelere hasta geliş sayısı günlük olarak değişimleri incelendiğinde şu sonuçlar göze çarpmaktadır. Pandemi öncesi eczaneye gelen hasta ortalama sayısı 100 ise, pandeminin ilk günlerinde 250 olmuş, fakat sonraları bu sayı 50-75 arasına düşmüştür. Bu sayılar satış rakamlarını değil, hastaların fiilen eczanelere gelişini temsil etmektedir. Biraz dikkatle incelersek, CORONA virüsünün ilacı olmadığından ilaç satışlarında bir değişiklik olmamaktadır. İlk başlarda yardımcı ve takviye ürünleri, dezenfektan ve vitaminlere yoğun bir talep oluşmuştur. Ancak, hem sokağa çıkış yasakları, hem de eczanelere giriş protokollerinin değişmesi nedeniyle bu satışlar düşmüş, hatta çoğu yerde sıfırlanmıştır. Geleneksel olarak hastaların alıştığı eczaneye girerek alım yaparken raflardaki ürünlerden de satın alma yapması bu dönemde olamamıştır. İlk başlardaki satış artışları sonrasında düşüşlere neden olmuştur. Diğer yandan eczanelerin bulundukları yerler satışlar konusunda belirleyici iken, sokağa çıkış yasaklarıyla beraber, eczaneler on-line internet üzerinden eve teslim satışlar yapmaya başladılar. Bu durum, eczanelerin bulunduğu adresin önemini epeyce azalttı. Bu konuda başarılı hizmet veren eczaneler öne çıkmaya başladılar. Yardımcı ve takviye ürünleri, dezenfektan ve vitaminlerin ilk başlardaki satış yoğunluğuna aldanarak, fiyatların da artabileceği veya fiyat avantajı elde etmek için büyük miktarda alımlar yapan eczanelerin bu durumdan kar etmeleri bir yana SKT ve ürün bedellerinin ödemeleri nedeniyle sıkıntılar yaşamakta oldukları da bir gerçektir. Yükselmesi beklenen bu sektörde işlerin artması bir yana sıkıntılar söz konusudur. Diğer yandan ilaç satışlarının artması diye bir durum söz konusu değildir.

Pandemi sonrasına bakacak olursa, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu konuda hem yerel, hem de küresel duruma bakmakta yarar var.

Önce küresel duruma bakalım: kriz süresince batılı büyük ekonomiler, pandemi krizi için büyük bütçeler hazırladılar. Bu bütçeler vatandaşların hesaplarına doğrudan nakit para yatırmak dâhil, hastalıkla mücadelede kullanılanlar da dâhil olmak üzere kullanıma sunuldu. Bu durum bu ülkelerde panik oluşmasını önledi. Diğer yandan IMF e çok büyük bir kaynak ihtiyacı olan ülkelerin faizsiz kullanımına açıldı. Hedeflenen şey, pandemi sonrasında ekonominin en az etki ile normalleşmesini sağlamaktan ibarettir. Dünya bu şekilde pandemiye yaklaştı, özel olarak bakıldığında da ABD Çin ile olan ilişkisini ticaret savaşına çevirmeye çalışmaktadır. Bu durum ülkemiz için fırsatlar barındırmaktadır.

Şimdi de yerel duruma bakalım: dövizde ki yukarı yönlü hareket son bir ayda %8 civarında oldu. Bu gelişme diğer verileri maalesef tetiklemedi. Ne ürün fiyatları, ne faizler, ne de gelirler aynı oranda hareketlenmedi. Bu baskı hem vatandaşlar, hem de işletmeler için taşınabilir bir durum değildir ve ne kadar baskılanırsa, o ölçüde daha şiddetli patlamalara neden olacaktır.

IMF’nin verdiği uygun şartlardaki kredileri ülkemiz maalesef kullanamıyor, hangi nedenle bilmiyorum

Bu yıl turizm gelirleri çok düşecek belki de sıfıra yakın olacak (turizm gelirleri olmazsa cari açık büyüyecek, döviz kurlarını yukarı yönlü zorlayacak).

Dövizin geldiği bu seviyeden sonra dövizi bu seviyelerde tutmak olanaksız hale gelecek.

Her türlü nakit pahalanacak, paranın faizleri artacak.

Hiç istenmemekle birlikte ENFLASYON artacak.

Tüm bunları topluca gördüğümüz zaman enerji ve akaryakıt fiyatlarının da artışları bu duruma ilave edilecek olursa, sonucu kestirmek hiç de zor olmayacaktır. Tüm dünya ekonomiyi canlandırmaya çalışırken biz ekonominin dengesini sağlamaya çalışıyor olacağız ve büyük olasılıklar bu ekonomik gelişme dalgasını kaçıracağız. Size dalgalı kur sisteminde şok bir takım hareket ve gelişmeler olmayacağı için salınım uzunca bir süre devam edebilir. Diğer yandan ücretler ve ürün fiyatlarına konulan ve konulması planlanan baskılar (serbest Pazar ekonomisinde hayal bile edilmeyecek uygulamalar olmasına rağmen, maalesef ülkemizde uygulanmaktadır), tüketicilerde tüketme gücünü bitirecektir. Bu durumda toplumda sosyal yardımların arttığını göreceğiz. Oysa sosyal yardımlar geleneksel yapılış şekliyle ekonomiyi canlandırmak için yeterli olmayacaktır.

Bu durumda tüketimin azalarak, toplumun tasarrufa yöneleceğini öngörmek haksız bir yaklaşım olmayacaktır.

Şu anda tablo tam olarak görülememektedir. Zaman ilerledikçe, durum daha netliğe doğru kavuşacaktır.

Sağlık ve esenlikler dilerim

Metin Çavuşlar

Tüm yazılar kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ON-LINE EĞİTİMLER

KARGEM ON-LINE İLE PERAKENDE EĞİTİMLERİ İÇİNDE “Lojistik ve Depo Yönetimi” ve “Stok Yönetimi” eğitimleri başlamıştır. İlgilenenlerin dikkatine sunarız.

MAJÖR, ARTİL, BM-I ve BİYMED firmalarında TÜM EĞİTİMLERİM on-line olarak verilmektedir. Konu hakkında doğru yönlendirme için benimle doğrudan temasa geçilmesini öneririm. Eğitimlere kaç kişi katılırsa katılsın, eğitim mutlaka gerçekleşecektir. Eğitim zamanları konusunda esneklik vardır. 15 kişiden fazla katılım yapamıyoruz, bu teknik nedenlerle değil, katılımcıların ilgilerini takip etmek açısından önemlidir. böyle durumlarda 15 kişinin üzerinde taleplerde alternatif tekliflerimiz söz konusu olacaktır. eğitim sunuşları PDF şeklinde sunulacak ve eğitimlerde ayrıca soru-cevap bölümleri planlanacaktır. Fiyatların cazip olmasının yanında, pratik ve esnek uygulamalar söz konusudur.

Son olarak bir müşteri talebi ile “Eczanelerde Depo ve Stok Yönetimi ve Pandemide Dikkat Edilmesi Gerekenler” konulu eğitimi Eczaneler için hazırladım. Pandemi sonrasında da faydalı olacağını düşündüğüm bir eğitim oldu. talep halinde bu eğitim tarihleri açıklanabilir.

BM-I firması ile Mayıs ayında “Depo ve Stok Yönetimi” Eğitimi On-Line olarak açılmıştır, katılmak isteyenlerin dikkatine sunarız. Eğitim süresi kısa olarak hazırlanmıştır. konular kısa ve öz olarak sunulacak ve gereken konular aktarılacaktır.

Tüm yazılar kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SALGIN KARANTİNASINDA ARAŞTIRMALAR, DÜŞÜNCELER ve DENEMELER

Salgın durumu oluştuktan sonra kendimi gönüllü karantinaya aldım, her sorumlu yurttaş ve sorumlu bir dünya vatandaşı olarak. Bu corona salgınının son derece faydalı bir yönü oldu benim için. Yaşanmış olan dönemin bir muhasebesini yapmaya çalıştım.

Gelişmiş olan ülkeler, ABD ve Almanya gibi, salgın için alınan tıbbi tedbirlerin yanında, ekonomik olarak alınan tedbirleri kafama takıldı. Evet, yurttaşların kişi başı hesaplarına para yatırılması gibi. Bu uygulama kapitalizmin, yani sağcıların genel görüşleriyle çelişmektedir (bu arada ülkemizde sağcılık tarifi ile tüm dünyadaki sağcılık tanımı çelişmektedir. İnsanlar sağcılığın, yani kaiptalizmin milliyetçilik ve dindarlığı otomatik olarak getireceğini düşünmektedirler. Oysa kapitalistler-yani katı materyalistler- bu kavramları sadece ve sadece kullanarak paraya çevirmeye çalışırlar, yoksa inancın kendisi ile alakaları yoktur, umurlarında değildir. Para kazandırdığı sürece bu kavramlar onlar için değerlidir). Niçin gelişmiş kapitalistler insanlar ekonomik sıkıntı çekmesinler diye insanlara para dağıtsınlar?

Bu soru inanılmaz ölçüde çarpıcı -Türkiye hariç elbette, umursamadık bile- kapitalizmin ruhuna aykırı! Sağcısı solcusu olarak dünyanın geçirdiği evrimleri doğru dürüst okumadığımız, anlamadığımız ve birçok şeyi tartışmadığımız için sıkıntılar oluşmaktadır. Geçenlerde komünist olduğunu bildiğim bir abim, bir konuda tartışırken samimiyetler hikmetinden sual olmaz deyince anladım ki, kişilerin kendilerini nasıl tanımladıkları yeterli olmuyor. Yani her Müslümanım diyen Müslüman olmadığı gibi, her hümanistim diyenin hümanist olmadığı gibi, her sosyalistim diyenin sosyalist olmadığı gibi, HER DEMOKRATIM diyenin demokrat olmadığı bir gerçek.

Kapitalizmin ve sosyalizmin evrimleşmesini bildiğiniz kaçırdık. Zaten teknolojik değişimler ve sosyal değişimleri de kaçırdık. Aslında görüntümüz dünyada çok zavallı. Dünyanın bizi kıskandığını zannetmeye devam ediyoruz. En büyük sıkıntı algı yönetimiyle dünya liderimiz Almanya’nın bizi gerçekten kıskandığını zannediyor. Ahhhh keşke öyle olsa, her ne kadar bunu isteme saiklerimiz aynı olmasa da arzumuz aynı, sadece ben bunun gerçekleşmesinin çok zor olduğunu söylüyorum ve çalışmak gerek diyorum, o zat bunun olduğunu söylüyor, ne acınası bir durum? Bunu söyleyen zat, cepo telefonu kullanmayı ve mail göndermeyi teknoloji zannediyor? Allah akıl fikir versin amin.

Hep birlikte burjuva devrimini atladık. Şu an içinde bulunduğumuz şehirli toplumun ne olduğu pek de anlaşılamamış. Yaşamını doğa şartlarının dışına çıkaran halk, fabrikalarda sanayi üretimini başlattı. Tüm bocalamalarına karşın burjuvanın bir bütün olduğu anlaşıldı. Yani bu iki çıkar grunun çıkarları çelişmemektedir. Bunun anlaşılması için asırlar geçmesi gerekti. Ne zaman ki 1945 lere gelindi tüketim olmadan üretimin anlamsızlığı anlaşıldı. Bu arada gelişmiş kapitalist ülkeler güçlü işçi sendikalarıyla barış içinde el ele ülkelerine şekil verdiler. Bunu bizim muhafazakar geleneksel sağ seçmenin anlaması çok zor. Çünkü 1980 den beri bu ülkede sendika bir tabudur. Oysa geniş halk yığınlarının örgütlü olarak sistemin içinde kalarak hakkını savunma hakkı vardır ve olmalıdır. Buna katı sağcıların hayır diyeceğini baştan bilmekteyim, ancak hukuk prensipleri bize der ki, katil olduğu açıkça belli olan birisinin bile mahkemede avukat tutma ve savunma yapma hakkı vardır. Bu ilkenin çiğnenme nedenini de bu ülkenin halkı görmek zorundadır. Bu konuları artık bundan sonra daha da fazla anlatmaya devam edeceğim. İdeolojik bakışın karşısına felsefi ve bilimsel bakışla yanıt vereceğim, bunun başka çaresi yoktur, Silivri yolları görünse bile!

Bu yaklaşımın başlangıcı son 40 yıldır baş göstermekteydi. Bizim de yaşadığımız doğal felaketlere dünyanın gösterdiği reaksiyonlar göz kamaştıracak kadar çok oldu. Hatta bizde bile önce kuşku ile yaklaşıldı, sonra bunun samimi olduğu anlaşılınca dirençten vaz geçildi, her yerde olduğu gibi. Buna ideolojik bakan bazılarının komplo teorileri, oyun teorileri ile yanıt vereceklerini gayet iyi biliyorum. Tepkiler gelsin yanıtımı o zaman vereceğim, yüzler daha iyi kızarsın diye.

2008 krizinde gelişmiş batılı ülkeler bizim gezi olaylarına benzer %1 hareketi diye bir hareketle karşılaştılar. Aslında bizim ki ile aynı hareket değildi. Bizim gezi bir muktedirin ağaç katliamına hümanistik açıdan bakarak itiraz etmekteydiler. Oysa batıdaki %1 hareketi şunu söylüyordu: aynı hedefe berberce omuz omuza yürümemize rağmen ve kazancın %99 unu siz alır, biz sadece %1 ini alırken, bu krizde neden biz işsiz, evsiz ve açlığa mahkum kaldık? Bu çok haklı bir itirazdı. Zaten çok uzatılmadan kısa bir sürede bitti. Kimse fikri takip yapmadı. Ama bu hareket bende iz bırakmış ve umut yaratmıştı, gerçekten de umut yaratması gerekmekteymiş. Bu arada kaçınılmaz bir gelişme oldu, Industry 4.0 gelişmleri devam etti ve uygulanacak bir mertebeye kadar geldi. Artık insansız üretim ve ticaret başarısı mümkündür. Haydi uygulayalım? Burada bir direnç ve isteksizlik söz konusudur. Yatırım maliyetlerinin pahalılığı bir yana, sonuçları itibariyle hala tam çözümlenmiş sonuçlar mevcut değildir. Açmaz şurada, sanayi işçileri, üretilen ürünlerin aynı zamanda müşterisi. Bu durumda sendika düşmanlarının algılamadıkları mesele, güçlü sendika ve para kazanan işçiyi yok ettiğinizde neredeyse tüm tüketicileri yok ediyorsunuz. Sosyolojik olarak bakarsanız, köylü çiftçi üretmekte ama güçlü olamadığı için kazancı giderek düşmekte ve geleneksel olarak istenilen düzeyde tüketici olmuyor ve olamıyor. Kasabalı zaten neredeyse yok oldu. Ya şehirlileşti, ya da metropolleri kasaba yaptı. Şimdi burjuvanın yatırımcı sermaye sahipleri, teknolojinin işsiz bıraktığı işçi grubunun tüketimlerine gereksinim duymaktadır. Sadece hizmetler sektöründe çalışanalr tüketim kalıpları için yeterli değildir. Bir zamanlar bu ülkenin bir cumhurbaşkanının hayali olan herkes yazılımcı olsun isteği de bir ütopya olmanın ötesine geçemiyor. Bu durumda bu halk kesiminin elinde para olmalıdır ki, tüketim yapabilsinler.

Bu noktadan sonra yazacaklarım tamamen bir spekülasyondur. Olmamış olaylar hakkında hüküm vermek bizim değil, yaşandıktan sonra tarih kapsamına girecektir. Benimkisi, şu anda sadece tarihe not düşmekten ibarettir.

Öyle zannediyorum ki, bu saatten sonra tüm bildiğimiz ekonomi kuramları az veya çok değişmek durumundadır. Eğer bu kriz döneminde dağıtılan paralar beklenen sonuçları verecek olursa Industry-4.0 baş döndürücü bir hızla başlayacaktır. Bu gelişme gelir düzeyi düşük molan ülkelerin rekabette ki avantajını silip süpürecektir. Hatta bilinen emeklilik kalıplarını da ortadan kaldıracaktır. Bunun yerine bunu uygulayan ülkeler vatandaşlarına asgari geçim geliri ve ücretsiz sosyal konutlar sağlayacaklardır. Hizmetler ve ticaret sektöründe dileyenler için esnaflık yolu açılacak ve hatta bu konuda sermaye desteği dahil her türlü teşvik verilecektir. Toplumun büyük kesimi bu geçim endeksine razı olacaktır, çünkü sürünmeden hayatını temin etmesi olası olacaktır. Daha fazla kazanmak isteyenler için elzem olan iş kollarında işçilik (son derece kıymetli iş kolları olacak), esnaflık, küçük tüccarlık gibi işler kalacaktır. Asgari geçim ücreti olduktan sonra, bu durumda fazladan gelir ücretleri oluşturacağı için işçilikler kayda değer maliyetler olmayacaktır. Tam bu noktada özel okullar, özel hastaneler maalesef bu sistemde yer bulamayacak. Bu krizin bize öğrettiği bir şey var ki, o güzelim özel sektöre devredilen sağlık politikaları İtalya ve İspanya için ulusal felaket sayılacak sonuçlar verdi. Özel okullar ise bizim ülkemizde kötü bir örnek oluşturma yoluna gitmektedir. Maalesef sistem eğitilmiş mezunlar yaratamamaktadır (hiçbir kademe eğitimde).

Bu durumda dünyada gelişmeler gözle görülürken, biz ne yapıyoruz? Vatandaşlardan bağış bekliyoruz? Neresini düzeltelim? Devlet tanımına geldiğimizde bağışla yürüyen ve var olan devlet güçlü değildir. Devler vergi ile güçlüdür. Devlet vatandaşlarına geçinmeleri için kazanç yolları açmakla mükelleftir. Eğer bunu sağlayamıyorsa, vatandaşlarının bağışları art değerde bir varlık yaratamayacağı için çok zayıf bir devlet olmak durumundadır. Bunları tartışamadığımız sürece zerrece gelişme olmayacaktır.

Bu konuda anlatımlarımız devam edecektir.

Sağlık, esenlik ve mutlulukla kalın

Metin Çavuşlar

Tüm Makaleler, Tüm yazılar kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum yapın

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK KONUSUNDA GELİŞMELER

Değerli takipçilerim, öncelikle sağlık. Bu günlerde sağlık için gönüllü karantinaya uymanızı dilerim, hepimizin sağlığı adına.

En son eğitimi mart başında yaptıktan sonra eğitim çalışmalarına gönüllü olarak ara verdim. Bu boşluktan istifade ederek, hem eğitim içerik ve sunuşlarını elden geçiriyorum, hem de kitaplarımı tekrar elden geçirerek yeni baskılarına hazırlık yapmaya başladım.

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki hepsi birden çok hacimli hale geldiler. Ne kadar çok şey birikmiş öyle? Bu konuda eğitim katılımcıları olarak sizler, danışmanlık hizmeti alan işletmeler bu çalışmaları, kitapları ve eğitimleri bu seviyelere taşıdınız. Herkese teşekkür ederim.

Bu kez bu çalışmaları yaparken bana yardımcı olan ÜÇGE firmasına ve özellikle Sayın Okan Aras ve Sayın Mehmet Dilsizoğlu’na, Jungheinrich firmasına ve Sayın Ayşem Üstüntanır, Sayın Hüseyin Arslan ve Sayın Vefa Çelikağ’a teşekkürler sunmalıyım. Hem görseller konusunda verdikleri destekler, hem de konularıyla ilgili verdikleri çok teknik anlatım ve önemli detaylar için.

Bu arada elbette ben de herkesin yaptığı gibi internette bu konular ile ilgili neler oluyor bitiyor takip araştırma yaptım. Zaman bol olunca, enine ve boyuna epey bir araştırma gerçekleştirdim.

İnanın hem üzüldüm, hem de utandım.

Öncelikle yeni arkadaşlarımız bu konularda çalışmaya başlamışlar, onlara hoş geldiniz demek isterim. Umarım başarılı olurlar ve biz eskileri geçerler. Elbette aralarında bir kısmı beni de geçecekler, buna gönülden inanıyorum. Ama çoğunluk benim içeriklerim ve sunuşlarımla işe başlamışlar. Bu husus beni çok üzüyor. Ben artık sık sık içerikleri ve sunuşları değiştireceğim. Bu tarz başlayanların hızıma yetişmeleri olanaksızdır. Hangisini kullanırlarsa kullansınlar, hep geride kalacaklar.

Eğitim ve danışmanlıklar konusunda lütfen temasta olduğunuz kişilerin hem referansları, hem de deneyimleri konusunu iyi irdeleyin. Lütfen eğitimleri ve varsa kitaplarının içeriklerini irdeleyin. Basit kıyaslamalar size pahalıya mal olabilir.

Öncelikle ilk tavsiyemiz, bu konularda eğitimci ve /veya danışman pratik uygulamadan gelmelidir. Afaki konuşan birisi olmamalıdır. Konu hakkında dolu dolu konuşabilecek, uygulamaları irdeleyebilen ve eleştirebilecek deneyimlere sahip olmalıdır.

Depo konusu maalesef birçok profesyonelin bile çok az bildiği bir konudur. İşletmede depoya girmemiş olanlar, unvanları ne olursa olsun, bu konuda faydalı olamıyorlar. Depoya girenlerde ise, sıkıntı işin hurafe boyutunda karşımıza çıkıyor. Oysa depo son derece teknik bir konudur, hurafeye gelmez. Çok çeşitli mühendislik konularında az çok bir bilgi depo çalışan personeli için gereklidir. Bu personele bu konuda eğitim verecek olanların çok daha fazla bilgili olması gerekir ki, yanlış bir şey söylemesin. Ayrıca bu kişinin aynı zamanda planlamaya da deponun stok yönetimi konusunda doğru bilgiler ve hesaplar verebilmesi gerekmektedir. Bu konu boş kalırsa çabalar sonuç vermeyecektir. Kaldı ki, depo oldukça geniş bir konu. Kitabı yazmaya başlarken 200 sayfa ile başladım. Biraz genişleyince “Depo ve Stok Yönetimi”ne evrildi, 350 sayfayı geçince “Depo ve Stok Yönetimi El Kitabı”na evrildi. Kaldı ki, kaç sayfada bağlanacak bilemiyorum. Bu arada bu kadar hacimli kitap okunur mu, onu da bilemiyorum. Bu arada depo yönetimi ile yanlış anlatılacak ve yanlış yapılacak her şey çok büyük zarar ve kaza riski anlamına gelmektedir. Depoda yapılan hatanın telafisi yoktur ve depo mutlaka bedelini ödetir, hem de misliyle.

Satın alma konusunda işler iyice sarpa sarıyor. Ülkemizde herkes satın almayı biliyor. Bu husus hem beni çok mutlu ediyor, hem de çok güldürüyor. Benimle çalışmış olanlar ne demek istediğimi çok iyi anlamışlardır. Yaşamı boyunca her hangi bir işi yapmadan anlatmak akademisyenlerin işidir genellikle. Bu konuda akademisyenler de çok ilgililer. Çok mutlu oluyoruz. Ama yaşamı boyunca bir simit bile almayanların satın alma konusunu anlatmaları oldukça zor bir olay. Eğitime katılanlar ve danışmanlık için bize gelenlerin anlatımlarından nelerin anlatıldığını yakından takip etmekteyiz ve anlatılan konuları duyduğumuzda biz de utanıyoruz. Örneğin bir beş numara bakış meselesi var. Etki altına alış? Bunca yaşıma geldim, kurumsal işletmelerde etki altına alacak şekilde bir satın alma müzakeresi ve/veya satışı müzakeresi ne gördüm, ne de işittim. Sorarım size, kurumsal işletmelerin satın alma yaptıkları konularda bu tarz etkilenme söz konusu olabilir mi? böyle yanlış yapılan satın almanın nasıl hesabı verilebilir? Satışçı öyle baktı ki etkisi altında kaldım? Ne kadar anlamlı bir savunmadır? Bu konuda anlatım yapan kişi, kendi şahsi satın almasını kurumsal satın alma ile karıştırmaktadır, maalesef? Satın alma kişisel değil, kurum adına yapılan bir iştir ve yapılan hatanın da telafisi yoktur. Fiyat yanlışsa sonuna kadar yanlıştır, ürün hatalıysa sonuna kadar hatalıdır. Ne güzel, bizim işletmelerimizi esnaf işletmeleri gibi görmek. Oysa lütfen dikkat ediniz, ülkemin esnaf işletmeleri de artık kurumsallaşmaya başladılar. İşte bu yeni arkadaşlarımız, maalesef piyasayı da bilmedikleri ve piyasayı tartamadıkları için yanlış yönlendirmeler yapabiliyorlar.

Her iki konuda da, hem işlerin içinden geldim ve uygulama ve uygulamanın baskılarını çok iyi biliyorum, hem de bu konuda o kadar çok faal işlerin içinde olan profesyonel ile görüşüyorum ki, bu görüşmeler beni hala güncel tutuyor ve ben de onlardan çok şey öğreniyorum.

Bu arada gelecek yazılarımda, genel olarak evrensel ekonomi gidişatı ve iş yapılanması konusundaki görüş ve fikirlerimi paylaşacağım.

Lütfen bu konularda güncel olun ve güncel kalın.

Günün durumuna bakarak, herkese sağlıklı, mutlu, esenlik dolu günler dilerim.

Bilgi Paylaşımları, Bilgi Paylaşımları, Depo Yönetimi, Satınalma Yönetimi, Tüm Makaleler, Tüm yazılar kategorisine gönderildi | Yorum yapın

BİYMED 8/9 ŞUBAT 2020 DEPO ve STOK YÖNETİMİ EĞİTİMİ TAKSİM NİPPON OTEL

Katılımcıların da katkılarıyla çok başarılı bir çalışma yaptık, herkes keyf aldı. Bir daha ki eğitimde yine buluşmak dileklerimizle ayrıldık

Tüm yazılar kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Her zaman ki nezaketleri için teşekkür ederim. Misafirperverlikleri ve titizlikleri için çok teşekkür ederim. bu vesile ile hem mesleğin sıkıntılarını enine boyuna konuştuk, hem de satın almacıların konumlarından anlamayanların neler yaptıklarını açık açık konuştuk.
Tüm yazılar kategorisine gönderildi | Yorum yapın

15/16 OCAK 2020 TARİHİNDE SASAYDER SAKARYA SATIN ALMA YÖNETİCİLERİ DERNEĞİNDE İLERİ SEVİYE SATIN ALMA EĞİTİMİ

SASAYDER için yapılan tüm çalışmalar çok keyfli oluyor. hem üyelerin candan, ve ilgili katılımları, hem de geleceğin satın almacıları olmaya aday üniversite öğrencilerinin katılımları muhteşem.
Tüm yazılar kategorisine gönderildi | Yorum yapın